Kayıtlı kullanıcılar
Kullanıcı
Şifre

Beni hatırla


Karışık fotoğraf

gülbahar hatun türbesi
gülbahar hatun türbesi
Yorumlar: 0
Mustafa Cambaz

defterdar camii
defterdar camii

            

Önceki Fotoğraf:
defterdar camii

 
 Sonraki Fotoğraf:
defterdar camii


defterdar camii
Açıklama: (Defterdar Camii'nin restorasyondan önceki ve sonraki hali)
Eyüp’ün girişinde, Feshane karşısında Defterdar Caddesi üzerindedir. 1540 yılında Defterdar Nazlı Mahmut Çelebi tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmış. Mahmut Çelebi'nin, dört sütun üzerinde bir kubbenin örttüğü farklı görüntüdeki türbesi, caminin mihrap yönünde bulunuyor. Maalesef bu türbenin kitabesi kırılmış. Avlusundaki ahşap medreseyle Çömlekçiler Arkası Sokağı tarafındaki taş mektebi günümüze ulaşamamış. Cami, ilk yapıldığında kubbeliymiş. 1766 depreminde kubbe çökünce daha sonra ahşap tavanlı olarak yeniden yapılmış. Caminin kemerli giriş kapısındaki 1541 tarihli kitabesinin her iki tarafında celî sülüsle Kelime-i Tevhid yer alıyor. Bu kitâbe, kendisi de bir hattat olan Nazlı Mahmud Çelebi tarafından yazılmış. Minaresiyse, alışılagelmiş minarelerden farklı. Aleminde, bânisinin güzel yazıya (Hüsnü Hatta) olan muhabbetinin nişanesi olarak hokka ve kalem var. Yapıldığı dönem, Mahmut Efendi’nin isteği üzerine konulan bu hokka ve kalem, 2007 yılına kadar uzun bir süre yerinde yoktu. Çünkü İstanbul’da meydana gelen bir depremin ardından kalem, şiddetli bir fırtına sonrasında da hokka düşmüştü. 2007’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilen caminin minaresi de ihmal edilmedi. 30 Mayıs 2007’de bakan düzeyindeki açılışta, hokka ve kalem aleme yeniden konuldu. Bakan Mehmet Ali Şahin’le birlikte kurdelayı kesen de bu konuda yazıları olan Sunay Akın ve Hıncal Uluç’tu. Konuyu hiç kimse bilmezken tespit eden ve gündeme getiren Prof. Uğur Derman da açılışta yer alanlar arasındaydı ancak popüler olmadığı ve diğerleri gibi her fırsatta öne çıkmak istemediği için arkalarda bir yerde kalmıştı. Yani emek verip araştıran ve yetkilileri uyaran Uğur Derman Hoca unutuldu, konuyu hocadan öğrenip köşelerine taşıyan ancak adından hiç bahsetmeyerek emeğe saygısızlık edenler ödüllendirildi. Durumun daha iyi anlaşılabilmesi için konuyu biraz daha açmakta fayda var…
Özellikle Türk kitap sanatlarının öğretilmesi ve tanıtılmasıyla ilgili çalışmalarıyla bilinen ve bu konuda yüzlerce eseri olan Prof. Uğur Derman, Eyüp Belediyesi tarafından düzenlenen “Eyüpsultan Sempozyumları”nda (1997’de başlayıp 2005’te tamamlandı), burada bulunan kültür varlıklarımızla ilgili çeşitli tebliğler sundu. 1998 yılındaki sempozyumda da bir tebliği vardı ve başlığı “Defterdar Nazlı Mahmud Camii’nin minaresindeki kaybolan hokka ve kalem”di. Hoca burada, kaybolan hokka ve kalemin hikâyesini uzun uzun anlatıyor, minarenin hokkalı- hokkasız fotoğraflarını (bizzat kendisinin çektiği) gösteriyor ve bir an önce minarenin eski haline getirilmesini yetkililerden istiyordu. Bunu yaparken de hokka ve kalemin alem üzerine nasıl konulacağını yine fotoğraflarla açıklıyordu…
Uğur Derman’ın bu tespitinin üzerinden yıllar geçti… Zaman zaman konuya değinen Sunay Akın, 6 Ocak 2007 tarihli Sabah gazetesinin Cumartesi ekinde “O hokka… O kalem..!” başlığı altında bir yazı kaleme aldı. Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt’tan müjdeyi aldığını, yakın zamanda hokka ve kalemin yerine takılacağını belirterek, hikâyeyi bir kez daha anlatıyordu. Ancak önemli bir farkla… Tespiti sahiplenen bir dille!..
Hocanın tebliğinden sonra artık konuyla ilgilenen herkesin bildiği hokka kalem hikâyesi, Sunay Akın’ın yazısında çok önemli bir tahrife de uğramıştı. Uğur Derman’ın da anlattığı gibi Mahmut Çelebi, minare alemindeki hilâlleri birbirine 90 dereceyle açılı yani küre görünümünde yaptırıp hilâllerin birleştiği üst noktaya da mâdenî hokka ve kalemi koydurmuş. Yani alemde birden fazla hilâl var. Sunay Akın’a göreyse durum çok farklı. Yazısından aynen alıntılıyorum: “Bu güzel insan, camisinin en üst noktasına İslam dininin sembolü olan hilali koydurtmaz!.. Evet, yanlış okumadınız, Defterdar Camii'nin aleminde hilal yoktur... Mahmut Efendi, hilal yerine o yılların yazı araç ve gereçleri olan hokka ve de kalem koydurtur!..” İslâm’ın sembolü olan hilâli Mahmut Efendi eliyle alemden indiren Sunay Akın, şaşırmayalım diye de bizi uyarıyor! Ardından da aklınca Batı’yla kıyaslama yapıyor ve “aydınlanma” konusunda o dönemde ne kadar üstün olduğumuzu güzel sözlerle ballandıra ballandıra anlatıyor…
O günlerde onarımda olan cami, yukarıda da anlattığım gibi 30 Mayıs 2007’de törenle ibadete açılıyor. Hikâyeyi muhtemelen Sunay Akın’ın yazısından okuyan Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt da söz verdiği gibi alem ve hokkayı yerine koyduruyor. Hıncal Uluç’la birlikte kurdelayı kesen Sunay Akın, 3 Haziran 2007 tarihinde Cumhuriyet’teki yazısında bu kez kürsüde nasıl gururlandığını, “Konuşurken, sevgili Hıncal Uluç’un sevgi dolu bakışlarını hep üstümde hissettim. Sanki, ‘bunu da başardın evlat’ der gibiydi…” ifadeleriyle anlatıyordu. 2008 Mayıs’ının sonunda tv8’de yayınlanan programında da, “Hokka ve kalem, sayemde yerine takıldı, aklımı seveyim benim, ben böyle bir adamım işte…” kıvamlı bir konuşmanın ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden aldığı plaketi gösteriyordu…
Defterdar Camii minaresinin alemindeki hokka ve kalem konusunu herkes gibi Prof. Uğur Derman’dan öğrenen Sunay Akın, hiçbir yerde hocanın adını geçirmeyerek emeğe saygısızlık etmiş oldu… Diğer taraftan hilâli alemden indirerek de bir tarihi gerçeği tahrif etti… (16/ 01/ 2008)

YENİ NOT (16/ 11/ 2009)

Yukarıdaki yazıyla ilgili birçok olumlu tepki aldım. Tanıyanalar ve takip edenler, Sunay Akın’ın, bir başkasına ait bilgiyi kendisine aitmiş gibi sunmakta oldukça mahir olduğunu yazmışlar.
Araştırmacı- Yazar Hasan Ali Göksoy Bey tarafından gönderilen son maildense, Prof. Uğur Derman’ın, Defterdar Camii minare alemiyle ilgili çalışmasının çok daha eski olduğunu öğrendim.
Yazımın eksiklerini tamamlayıcı mahiyette olduğu için paylaşmak istedim:

BUNA DA "İNTİHAL" DENMEZSE, NEYE DENİR?..

Yazdıklarında ve anlattıklarında kaynak bildirmeyenler, başkalarının
emeğine saygısızdırlar, "dikkatsiz"dirler ve naklettiklerini "kendi
tesbitleri" imiş gibi yutturmağa kalkanlardır. Sayın Uğur Derman'ın
"Eyüp Defterdarı'nda Nazlı Mahmud Çelebi Camii minare aleminin hokka
ve kalemi"den ilk söz edişi, Shell-İlgi Dergisi'ne hazırladığı Türk
Hat Sanatında Kullanılan Aletler" serisinin üçüncü yazısı olarak, adı
geçen derginin Mayıs 1976'da tarihli 23. sayısında yer alan "Mürekkep
ve Hokka" başlıklı yazısındadır. Zamanla yerlerinden koparak kaybolan
hokka ve kalemin tekrar yerine konulması hususunda bu dikkatli ve
fikr-i takip sahibi ilim adamının araştırmaları ve en önemlisi,
Vakıflar Genel Müdürlüğü nezdinde çeşitli girişimleri vardır.
Sayın Sunay Akın 1976'da kaç yaşındaydı acaba?..
Hasan Ali Göksoy
Kelimeler:  
Tarih: 15.05.2008 22:36
Görüntülenme: 26656
İndirilme: 0
Oylama: 4.91 (11 Oy(lar))
Dosya boyutu: 320.6 KB
Ekleyen: Mustafa Cambaz

Powered by DNAsoft