Kayıtlı kullanıcılar
Kullanıcı
Şifre

Beni hatırla


Karışık fotoğraf

eskişehir kurşunlu camii
eskişehir kurşunlu camii
Yorumlar: 0
Mustafa Cambaz

yıldırım beyazıt (1. beyazıt) türbesi
yıldırım beyazıt (1. beyazıt) türbesi

            

Önceki Fotoğraf:
yıldırım beyazıt (1. beyazıt) türbesi

 
 Sonraki Fotoğraf:
yıldırım beyazıt (1. beyazıt) türbesi


yıldırım beyazıt (1. beyazıt) türbesi
Açıklama: Osmanlı’nın dördüncü padişahı Sultan Yıldırım Beyazıt’ın türbesi de diğer kurucu sultanlar gibi Bursa’dadır. Yıldırım semtinde, kendisinin yaptırdığı Yıldırım Beyazıt Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan türbe, caminin önündeki setin altında yer alıyor. Türbeyi padişahın oğlu Süleyman Çelebi 1406 yılında yaptırmış.
Yıldırım Beyazıt, 1403’te vefat ettiğinde geçici olarak Akşehir’de Şeyh Mahmud Hayrani Türbesi’ne gömülmüş. Sonradan oğlu, babasının cesedini Bursa’ya getirtip bu türbeye defnettirmiş.
Üç küçük kubbenin örttüğü revaklı bir girişi olan kare plânlı türbenin üzeri, sekizgen kasnağa oturan bir kubbeyle örtülü. İçeride bütün türbelerde olduğu gibi bir mihrap, ortada Yıldırım Beyazıt’ın sandukası, hemen arkasında iki yanında oğulları Kasım ve İsa, ayak ucunda da kim oldukları bilinmeyen iki sanduka var.
1649, 1669, 1828 yıllarında onarılan türbe, 1855 depreminde yıkılımış ve yeniden yapılırcasına tekrar onarılmış.

Dördüncü Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt (1. Beyazıt), 1360 yılında doğdu. Babası Murad Hüdavendigâr, annesi Gülçiçek Hâtun’dur. 21 yaşındayken, 1381 yılında devlet idâresini öğrenmesi için Kütahya’ya vali tâyin edildi. 1389’da yapılan Birinci Kosova Savaşı’na katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Savaş sonunda babası Sultan 1. Murad’ın şehâdeti üzerine 29 yaşında tahta çıktı. Cesâret ve gözü pekliğiyle ün yaptığından kendisine “Yıldırım” lâkabı verildi. Tahta geçtikten sonra ilk olarak Sırbistan işlerini düzene koydu. Bu sırada saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyen Karamanoğulları ve diğer Anadolu beyliklerinin Osmanlılara ait yerleri tahribe başlamaları üzerine, güçlü bir orduyla 1389 kışında harekete geçti. Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Germiyanoğulları, Menteşe ve Hamid beylikleri topraklarını ülkesine kattı. Bundan sonra adına yaraşır bir hızla Karaman ülkesine girdi ve Konya’yı kuşattı. Karamanoğlu, Çarşamba Suyu sınır olmak şartıyla, anlaşmak zorunda kaldı.
Denizciliğe de önem veren Yıldırım Beyazıt, 1390 sonbaharında Sakız ve Eğriboz adalarıyle Ege Denizi’ndeki Venedik kıyılarına seferler düzenledi.
Yıldırım Beyazıt Anadolu’dayken Eflak Kralı Mirça, Osmanlı sınırını geçerek Karinâbâd’a kadar olan bölgeyi yağmaladı. Sefer dönüşünde, hemen Rumeli’ye geçen padişah, Edirne’de kuvvetlerini toparladı ve Niğbolu ile Silistre’den Eflak içlerine akıncılar gönderdi. Bu kuvvetler Mirça’yı yakalayarak Bursa’ya gönderdiler. Mirça, her sene Osmanlı hazinesine üç bin duka altın vermek ve Macarlar üzerine yapılacak seferlerde Osmanlı ordusuna yardım etmek kaydıyla serbest bırakıldı.
Yıldırım Beyazıt, İstanbul’u kuşatan ilk Osmanlı sultanıdır. 1391’deki yedi aylık ilk kuşatmadan sonra şehirde bir Türk mahallesi kurulması, bir cami yapılması ve yıllık verginin arttırılması şartlarıyla antlaşma imzalandı.
Yıldırım Beyazıt 1392’de yeniden Anadolu üzerine yürüdü. Bu harekât sırasında Kastamonu’yu Candaroğulları’ndan aldı. Bu arada Beyazıt’ın oğullarından Şehzade Çelebi Mehmet Amasya’yı, Süleyman Çelebi ise Tırnova, Silistre, Niğbolu ve Vidin’i zaptettiler.
1394’te Selânik ve Mora’yı da alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluk’a kadar ilerlediler.
Beyazıt Han, İstanbul’un birinci muhâsarasından sonra imparatorun şehirde bir Müslüman mahallesi tesisi, bir cami inşası ve bir kadı bulundurulması hususundaki vaadini yerine getirmemesi üzerine, şehri ikinci defa kuşattı. 1395 yılındaki bu kuşatma, yaz boyunca devam etti. Bu sırada Yunanistan’dan Tırhala, Domasia ve Patros şehirleri alındı. İstanbul muhasarası, Balkanlarda büyük bir Haçlı ordusu hazırlandığı haberi üzerine kaldırıldı. Macar kralının propagandası ve papanın tahrikleri neticesinde bir Haçlı ordusu kuruldu. 100 bin kişiden fazla olan bu Haçlı ordusu, Tuna’yı geçerek Vidin, Orsova ve Rahova şehirlerini ele geçirerek, Doğan Bey’in müdafaa ettiği Niğbolu’yu kuşattı. Ancak Edirne’den yola çıkarak süratle gelen Sultan Beyazıt, Haçlı ordusunu Niğbolu Kalesi önünde ağır bir bozguna uğrattı. Esir edilen ve fidye karşılığı serbest bırakıldıktan sonra padişaha karşı bir daha savaşmamaya yemin eden Avrupalı asilzâdeler ve şövalyelere Yıldırım Beyazıt Han, şöyle diyordu: “Ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanma imkânı sağlamış olursunuz. Zira ben, Allahü Tealânın dinini yaymak ve O’nun rızasına kavuşmak için dünyaya gelmişim.”
25 Eylül 1396 tarihindeki Niğbolu Zaferi, Yıldırım'ın kazanmış olduğu en önemli zaferdir. Müslüman Türk milletinin tek başına, bütün bir Hıristiyan Avrupa Devletlerine karşı kazanılmış, tarihin en büyük zaferlerinden biridir.
Niğbolu Zaferinden sonra Beyazıt, İstanbul Boğazı’nın en dar yerinde Anadolu tarafında Güzelcehisar yani Anadolu Hisarı’nı inşâ ettirdi İstanbul 1397’de yeniden muhasara edildi ve muhasara sırasında Yunanistan ve Anadolu üzerine seferler yapıldı. Teselya ve Mora’yı aldıktan sonra hiçbir mukavemetle karşılaşmadan orta Yunanistan’a giren Yıldırım Beyazıt bölgedeki bazı dükalıkları fethederek geri döndü. Turhan Bey’i Mora içlerine akınlar yapmakla görevlendirdi. Bunun neticesinde Yunan Despotu Teodoros, eskisi gibi Osmanlı hâkimiyetini tanımayı ve vergi vermeyi kabul etti.
Diğer taraftan Niğbolu Savaşı esnasında Karamanoğulları Ankara’yı basıp, Sarı Timurtaş’ı esir almışlardı. Bu sebeple Beyazıt Han, Yunan meselesini hallettikten sonra Karaman ülkesi üzerine sefere çıktı. 1397’de Akçay Ovası’nda yapılan savaşta Karaman kuvvetleri büyük bir bozguna uğradı. Konya ve Karaman, Osmanlılar eline geçti.
Yıldırım Beyazıt, 1398 ilkbaharında Samsun üzerine yürüdü ve Müslüman Samsun’u aldı Böylece Osmanlı sınırı Karadeniz havalisinde Trabzon İmparatorluğu sınırına dayandı. 1398 sonlarında Kadı Burhâneddîn, Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman’a mağlup olmuştu. Bunun üzerine Beyazıt, şehzâdelerinden birini Sivas’a göndererek burayı zaptettirdi. Böylece Tokat, Kayseri, Niksar, Şarkikarahisar, Kırşehir ve Aksaray şehirleri Osmanlı ülkesine katıldı. Beyazıt, Dulkadiroğullarından Elbistan’ı aldıktan sonra Memlûkların elindeki Malatya, Divriği ve Besni gibi şehirleri de sınırları içine kattı. Böylece Osmanlı sınırı, Fırat kıyılarına kadar dayandı.
Bu arada Bizanslılar, Hıristiyan devletlerden yardım istemişler ve Türklere baskı yapmaya başlamışlardı. Boğaziçi ve İzmit Körfezi kıyılarını vurmaları üzerine Beyazıt, 1400 baharında İstanbul’u dördüncü defa kuşattı. Bu kuşatma diğer kuşatmalardan daha şiddetliydi. Ancak Doğu’da Timur tehlikesi ortaya çıkınca, 1402’de kuşatmaya son vermek zorunda kaldı.
Beyazıt’ın hükümdarlıklarına son verdiği beyler Timur’un yanına giderek, Beyazıt aleyhine propaganda yapmaktaydılar. Bu sırada Timur Han'dan kaçan Karakoyunlu ve Celâyir beyleri de Yıldırım Beyazıt’ı, Timur’a karşı tahrik ediyorlardı. Bu tahrikler ve Timur’un Osmanlılara ait Sivas’ı zaptetmesi, neticede Yıldırım’la Timur’u Ankara’da karşı karşıya getirdi.
Yıldırım Beyazıt, her zamanki gibi adına yaraşır süratiyle geldiği Çubuk Ovası'nda, Timur'un ordusunu atları besiye bırakılmış, askerleri dinlenmeye çekilmiş, dağınık ve emniyetsiz bir şekilde karşısında buldu. Tüm vezirleri, paşaları ve oğulları hemen saldırıp imha hareketine girişmeyi istemişse de tarihi hatasını yaptı. "Bırakın Tatar Ordusu toplansın, adet üzre savaşalım" dedi ve konakladı. Yapılan bu hatanın çok disiplinli ve zamanının en kuvvetli ordusu olan Timur Ordusuna savaşı kazandıracağını anlayan Osmanlı ordusundaki, Menteşeoğulları, Germiyanoğulları, Saruhanoğulları beyleri ve kuvvetleri, ihanet ederek karşı tarafa geçtiler. 1. Beyazıt’ın vezirleri de büyük oğlu Emir Süleyman'ı, Osmanlı Devleti'nin devamı için savaş alanından kaçırdılar. Bu olayı gören diğer oğulları Mehmet Çelebi ve Mustafa Çelebi de savaş alanını taht mücadelesi için terk ettiler. Osmanlı ordusunda yer alan kara tatarlar da Timur saflarına geçti. Daha savaşmadan yaşanılan bu bozguna rağmen 1. Beyazıt, elinde kalan en sadık 10 bin kişilik askeriyle kahramanca saldırdı. Timur-Tatar ordusuna müthiş zararlar verdirdi. Ordusundan kaçanları savaş alanına geri getirebilmek için merkezinde bulunduğu kuvvetinin, yanındaki paşalarının "Çıkmayınız akşama kadar dayanırız, gece olunca da geri çekiliriz" uyarılarına rağmen çıktı ve 28 Temmuz 1402’de Tatar askerine yakalandı, esir düştü.
Esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Beyazıt Han, yedi ay kadar sonra kederinden ve nefes darlığından, 1403’te tarihinde 43 yaşında vefat etti. Timur Han, ölüm haberini alınca; “Yazık oldu, büyük bir mücâhidi kaybettik” demekten kendini alamadı.
Timur’a esir düşene kadar 13 yıl tahtta kalan Yıldırım Beyazıt; çevik, atılgan, cesur, zamanının hadiselerini kavramış iyi bir kumandan ve iyi bir sultandı. Ani olaylar karşısında soğukkanlılığını muhafaza ederek kararını verir ve ordusunu süratle istediği yere sevk ederdi. Bu yüzden düşmanları çok ihtiyatlı davranırlardı. Ömrünü cepheden cepheye koşmakla geçirmiş, Türklüğün ve İslâmiyetin, Rumeli’de yerleşmesini sağlamıştır.
Adaleti çok meşhurdu. Her gün belirli bir zamanda herkesin kendisini görebileceği bir yere gelir ve dört bir yandan gelen tebaasının şikâyet ve arzularını dinler, haksızlığa uğrayanların haklarını derhal iâde ederdi. Kadıların hükümlerine kesinlikle karışmaz ve kimseyi de karıştırmazdı. Âlimlerin sohbetlerinde bulunur, onların dini telkinlerini canla başla kabul ederdi. Osmanlı topraklarının her tarafında ilim yuvaları kurdu. Memleketin her tarafında cami, mescit, dârüşşifâ, medrese, imâret ve misâfirhâneler yaptırdı. Bunlardan en meşhuru Bursa’da yaptırdığı Ulu Camii’dir. Ayrıca bütün bu imâretler için geniş vakıflar kurdu.

Yıldırım Beyazıt Anadolu Türk siyasi birliğini kuran ilk Osmanlı hükümdarıydı. Bu yüzden Abbasi halifesinden Sultan-ı İklim-i Rum (Anadolu ülkesi sultanı) unvanını almıştı.Ancak Ankara Savaşı’nı kaybedip Timur’a esir düşünce Anadolu’daki Türk siyasal birliği bozuldu, beylikler dönemi yeniden başladı, başsız kalan Osmanlı Devleti’nde karışıklıklar çıktı. Osmanlı Devleti'nin dört ayrı bölgesinde, şehzadeler tarafından dört ayrı devlet ilan edildi. Bursa, İznik ve İzmit, Timur tarafından yağmalanıp yakıldı. İzmir işgal edildi. 1402’den 1413’e kadar 11 yıl sürecek olan iktidar boşluğu ve kardeşler arasındaki taht mücadelelerinin yaşandığı fetret devri başladı.
Bu savaş Osmanlı Devleti’nin 50 yıl kadar bir süre duraklamasına sebep oldu. (15/ 08/ 2009)
Kelimeler:  
Tarih: 12.10.2009 01:05
Görüntülenme: 2581
İndirilme: 0
Oylama: 0.00 (0 Oy(lar))
Dosya boyutu: 117.3 KB
Ekleyen: Mustafa Cambaz

EXIF Info
Yapım: NIKON CORPORATION
Model: NIKON D200
Pozlama Süresi: 1/60
Buşluk Verisi: F/4.5
ISO hızı: 250
Oluşturma Tarihi: 15.08.2009 16:19:44
Merkez Uzunluğu: 13mm

Powered by DNAsoft